Ana Sayfa Aktiviteler Yaşam  Amaç  Ulaşım   FotoGaleri   Basında HavaSu  Ücretler   Yorumlar   English Page

 

 

Haluk-Akya 11,5kg

BALIK TUTMA ÜCRETLERİ VE ŞARTLAR:

Ücretlendirme diye bir şey yok aslında(*)... Şöyle ki; bana(Haluk) balığa çıkmak istiyoruz diyorsunuz, yada gelmeden önce balık tutmak için geleceğiz diyorsunuz, eğer hava ve deniz durumu müsaitse, 4 kişilik özel teknemize binip denize açılıyoruz. Tekne 4 kişilik olduğundan ben(kaptan) hariç en fazla 3 kişi alabiliyoruz.

Teknemiz Marintek FishSports465 modeli ve arkasında 4 zamanlı 40HP  Honda Marine motoru var. Havanın aniden bozduğu durumlarda bile  saatte 35 deniz mili süratle en kısa sürede sahile veya güvenli bir koya ulaşmak mümkün. Sahilden en fazla 5 mil uzaklaştığımızı düşünürseniz  en kötü şartlarda maksimum 10dk. içinde geri dönmüş oluruz. Ayrıca teknede 4 kişi için can yeleği ve gerekli tüm güvenlik malzemeleri de mevcut.

Bu çevrede en iyi balık nerede çıkar?

Nasıl pişer, nasıl yenir?

Hangi balık nerede ve ne zaman çıkar gibi tüyolar da benden...

Tabi en iyisi eğer HavaSu'ya balık tutmak için gelecekseniz, hangi balıkların avlanabileceğini önceden sormanızda fayda var ki ona göre takım getirebilesiniz.

Hasan/İstavrit

Şartlar:

-(*)HavaSu'da en az 1 gün Y.P.konaklıyorsunuz ve iki bidon(beheri 11lt toplam 22lt) kurşunsuz benzin alıyorsunuz veya bedelini ödüyorsunuz ki en yakın arkadaşınızın teknesi ile bile balığa çıksanız bunu yaparsınız herhalde. Kişi sayısı benzin miktarını değiştirmez.

-Balık tutma süresi diye bir kısıtlamamız yok, balık, hava, deniz ve teknedekilerin durumuna göre belirlenecek bir zamanda geri döneceğiz.

-Ayrıca kendi olta takımlarınızı da getirmenizi istiyoruz ki sonradan mızırdamayın. Eğer oltanız yoksa, yinede biz bir şeyler uydururuz.

        Turna-Palamut-Azman istavrit 

 

Kullananı da görürsek fena yapıyoruz..!

Özel şartlar:

-Balık avı sırasında arkadaşlar arasında "sen tuttun-ben tuttum", "az tuttun-çok tuttun", "benim tuttuğum daha büyüktü", "kim kimin sigarasını yakacak" şeklinde başlayıp uzayarak genel durumu bozan tartışmalar sırasında kaptan kesinlikle müdahale etmez bilesiniz. Aksine çok eğlenir ve birbirinizi denize atmanıza da karışmaz. Denize atılanların tekrar tekneye alınmalarına kaptan(2 oy) ve teknede kalanlar(1 er oy) karar verir.

-Tutulan balıkları yanında götürme teşebbüsleri engellenir, ancak balık avı dönüşü HavaSu'da kalanları doyuracak miktarın üzerinde balık tutulmuşsa belki göz yumulur.

-Başkasının tuttuğu balıklarla poz verme iznini başkası verir.

-Av sırasında çekilen fotoğrafların ve videoların sitede ve başka yerlerde yayınlanma hakkı ve iznini vermiş sayılırsınız ama yine de size soracağız.

-Her balık avı sonunda dönüşe geçmeden evvel denizde her cinsten en az bir çiftin kalmış olmasına lütfen dikkat ediniz.(Hepsini tutmayın..!).

-Genel ve özel şartlar her zaman değişebilir, yeni ilaveler yapılabilir, bazıları çıkartılabilir ve sizin aklınıza gelenler eklenebilir.

12 Mayıs 2008 Pazartesi 12:39 güncellendi.


Parçalı az bulutlu 24° C. Rüzgar SW 2-4. Avlanma için UYGUN   !!    (Rüzgar ıskalası için tıklayın).

 

HavaSu'da hava

HavaSu Hava Durumu

Hava Tahmini için tıklayınız!   

 

WeatherUnderground sıcaklık raporu birkaç saat öncesini gösterebilir..! Güncelleme saatindeki sıcaklık o an için geçerlidir.

Balık Durumu:

Son raporlara göre, av sahamızda; Tombik, Palamut, Kolyoz, Azman İstavrit,

Patlak göz mercan, Tongabaş mercan, Akya, Turna, Zargana ve az miktarda İzmarit görülmekte ve avlanmaktadır.

Yerli balıklardan Orfoz, Lagos, Levrek ile Sokar, Hannos ve Iskaroz zaten hep buradalar.

Sinarit bollaşmadı ama eli kulağındadır.

  Öneri: Bu günlerde avlanmak için gelmek isteyenler yanlarında yemli olta takımlarını da getirmelidirler. Özellikle de Mercan takımlarını.

Avlanma derinliği 40-300m'dir. 

Beş adalar

20 Ekim 2007

 

Orfozlar olta avıdır.

 

AVLANMA SAHASI

 

Gelidonya-Yardımcı Feneri ve Beş Adalar

 

 

RASTGELE...

 

03/11/07

17/11/2007   

    

Dülger Balığı(Zeus Faber)

Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmağa değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?…
Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ü şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki, büzülmüş böceklere döner balık sırtının pırıltıları. Benim, size ölümünü hikâye edeceğim balığın öyle parıltılı, yanar döner pulları yoktur. Pulu da yoktur ya zavallının. Hafifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir. Balıkların en çirkinidir. Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır: Sudan çıkar çıkmaz bir karış açılır. Açılır da bir daha kapanmaz.
Vücudu kirlice, esmer renkte demiş miydim?
Rum balıkçıların hrisopsaros -Hristos balığı- dedikleri bu balık, vaktiyle korkunç bir deniz canavarı imiş. İsa doğmadan evvel, Akdeniz’de dehşet salmış. Bir Finikeli denize düşmeye görsün! Devirdiği Kartacalı çektirmesinin, Beni İsrail balıkçı kayığının sayısı sayılamamış. Keser, biçer; doğrar, mahmuzlar; takar, yırtar; koparır atar; çeker, parçalarmış. Akdeniz’in en gözü pek; insandan, hayvandan, fırtınadan, yıldırımdan, belâdan, işkenceden yılmaz korsanı, dülger balığının adından bembeyaz kesilirmiş.
İsa, günlerden bir gün, deniz kenarında gezinirken sandallarını büyük bir korkuyla bırakıp kaçan balıkçılar görmüş. “Ne oluyorsunuz?” diye sorunca balıkçılara; “Aman” demişler balıkçılar, “elâman! Elâman bu canavardan! Sandalımızı kırdı, arkadaşlarımızı parçaladı. Hepsinden kötüsü, balık tutamaz olduk, açlıktan kırılırız.”
İsa, yalınayak, başı kabak, dülger balıklarının yüzlercesinin kaynaştığı denize doğru yürümüş. En kocamanını, uzun parmaklı elleriyle tutup sudan çıkarmış. İki elinin başparmağı arasında sımsıkı tutmuş, eğilmiş, kulağına bir şeyler söylemiş…
O gün bu gündür dülger balığı, denizlerin görünüşü pek dehşetli, fakat huyu pek uysal, pek zavallı bir yaratığıdır. Birçok yerlerinde çiviye, kesere, eğriye, kerpetene, destereye, eğeye benzer çıkıntıları, kemikle kılçık arası dikenleri vardır. Dülger balığı adı ona bunlardan ötürü takılmış olmalı.
Bütün bu alat ü edavatın dört yanını, şeffaf naylondan diyebileceğimiz işlemeli bir zar çevirmiştir. Kuyruğa doğru bu incecik zar azıcık kalınlaşır, rengi koyulaşır, bir balık kuyruğunun biçimini alır.
Oltaya tutuldu muydu dünyasına, sulara küsüverir. Nasıl bir korku içine düşer kim bilir? Onun için dünya bomboştur artık. Oltadan kurtulsa da fayda yoktur. Suyun yüzüne yamyassı serilir. Kocaman gözleriyle insana mahzun mahzun bakar durur. Sandala aldığınız zaman dakikalarca onun sesini işitirsiniz. Ya, sesini! Bir o, bir de kırlangıç balığı sandalda ölünceye kadar ikide bir feryada benzer, soluğa benzer acı bir ses çıkarır. İnce zardan ağzını bir kere ağlara vurmasın, küstüğünün resmidir dülger balığının.
Bir gün, balıkçı kahvesinin önündeki; yarısı kırmızı, yarısı beyaz çiçek açan akasyanın dalına asılmış bir dülger balığı gördüm. Rengi denizden çıktığı zamandı. Yalnız aletlerinin etrafını çeviren incecik, ipekten bile yumuşak zarları titreyip duruyordu. Böyle bir oynama hiç görmemiştim. Evet, bu bir oyundu. Bir görünmez iç rüzgârının oyunuydu. Vücutta, görünüşte hiçbir titreme yoktu. Yalnız bu zarlar zevkli bir ürperişle tatlı tatlı titriyorlardı. İlk bakışta insana zevkli, eğlenceli bir şeymiş gibi gelen bu titreme, hakikatte bir ölüm dansıydı. Sanki dülger balığının ruhu, rüzgâr rüzgâr, bu incecik zarlardan çıkıp gidiyordu; bir dirhem kalmamışçasına.
Hani bazı yaz günleri hiç rüzgâr yokken, deniz üstünde bir meneviş peydahlanır. İşte böyle bir cazip titremeydi bu. İnsanın içini zevkle, saadetle dolduruyordu. Ancak, balığın ölmek üzere olduğu düşünülürse, bu titremenin anlamı hafifçe acıya yorulabilirdi. Ama insan, yine de bu anlam’a almamağa çalışıyordu. Belki de bu, harikulâde tatlı bir ölümdür. Belki de balık, hâlâ suda, derinliklerde bulunduğunu sanıyordur. Karnı tok, sırtı pektir. Akşam olmuştur. Denizin dibinin kumları gıdıklayıcıdır. Altta, dişi yumurtaları, üstte erkek tohumları sallanıyor, sallanıyor, sallanıyordu. Vücudunu bir şehvet anı sarmıştır… Birdenbire dehşetli bir şey gördüm: Balık tuhaf bir şekilde, ağır ağır ağarmağa, rengini atmağa, hem de beyaz kesilmeğe giden bir hal almağa başlamıştı. Acaba bana mı öyle geliyor? Sahiden rengini mi atıyor? Demeğe, dikkatli bakmağa lüzum kalmadan, yanılmadığımı anladım.
Kenarları süsleyen zarların oyunu çabuklaşmağa, balik da, git gide, saniyeden saniyeye pek belli bir halde beyazlaşmağa başladı. İçimde dülger balığının yüreğini dolduran korkuyu duydum. Bu, hepimizin bildiği bir korku idi: Ölüm korkusu.
Artık her şeyi anlamıştı. Denizlerin dibi âlemi bitmişti.. Ne akıntılara yassı vücudunu bırakmak, ne karanlık sulara, koyu yeşil yosunlara gömülmek… Ne sabahları birdenbire, yukarılardan derinlere inen, serin aydınlıkta uyanıvermek, günün mavi ve yeşil oyunları içinde kuyruk oynatmak, habbeler çıkarmak, yüze doğru fırlamak… Ne yosunlara, canlı yosunlara yatmak, ne akıntılarla âletlerini yakamozlara takarak yıkanmak, yıkanmak vardı. Her şey bitmişti:
Dülger balığının ölüm hali uzun sürüyor. Sanki balık su hava dediğimiz gaz suya alışmağa çalışmaktadır. Hani biraz dişini sıksa, alışması mümkündür gibime geldi.
Bu iki saat süren ölüm halini, dört saate, dört saati sekiz saate, sekiz saati yirmi dörde çıkardık mıydı; dülger balığını aramızda bir işle uğraşırken görüvereceğiz sanıyorum.
Onu atmosferimize, suyumuza alıştırdığımız gün, bayramlar edeceğiz. Elimize görünüşü dehşetli, korkunç, çirkin ama, aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yürekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizden böbürlenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız. Şaşıracak, önce katlanacak. Onu şair, küskün, anlaşılmayan biri yapacağız. Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükûnunu kötüleyecek, canından bezdireceğiz. İçinde ne kadar güzel şey varsa hepsini, birer birer söküp atacak. Acı acı sırıtarak İsa’nın tuttuğu belinin ortasındaki parmak izi yerlerini, mahmuzları, kerpeteni, eğesi, testeresi ve baltasıyla kazıyacak. İlk çağlardaki canavar halini bulacak.
Bir kere suyumuza alışmağa görsün. Onu canavar haline getirmek için hiç bir fırsatı kaçırmayacağız...

                                                                                                                                                             Dülger balığının ölümü - Sait Faik

 

 

 

Balık avı ve ilgili konularda anılarınızı buradan gönderebilirsiniz,

bazılarını bu sayfada herkese göstermek isteriz>

 

  *** Ayın Olayı *** (tıklayınız)

                        

 

 

DİKKAT LÜTFEN:

 

 

 

Av sırasında tuhaf şeyler:

Balon balığı (Lagocephalus sceleratus). Kurbağa balığı olarak da bilinir, Tetraodontidae familyasına ait balık türü. Zehirli etinden dolayı ticari değeri yoktur; tetrodotoksin (TTX) ihtiva ettiğinden kas felci yaparak nefes darlığı yaratabilmekte, dolaşım yetmezliğine bağlı ölümle sonuçlanabilen zehirlenme yaratabilmektedir. Balon balığı, Japonya'da fugu balığına benzer ve bu balığı lezzetiyle olduğu kadar zehriyle de ünlü bir balıktır. Fugunun çok güçlü zehri özellikle karaciğer ve sindirim sisteminde yoğunlaşmıştır.Balık üreme dönemi olan bahar ayları sonu ve yaz döneminde yavrularını korumak için bu zehiri üretmektedir.

Bunun dışındaki dönemlerde, balık iyice temizlendikten sonra tüketilmelidir. Ne yazık ki Akdeniz bölgesi bilhassa Antalya'daki tektekçi keyifçiler tarafından bilinçsizce tüketilmektedir.Çoğu insan zehirli olduğunu dahi bilmemektedir. Balık avlanırken düz dişlerine dikkat edilmeli, iri olanları insanın parmağını koparabilir.Genelde avlanılması kolay olan balık pek yem seçmez ve hemen oltaya atlar.düz olan dişleri oltayı kolayca kesebilir.Etinde kılçık bulunmayan bu balığın lezzeti iyidir fakat tüketilmesi risklidir.Balık ilk olarak oltaya geldiğinde yukarıya çekilirken şişerek kendi hacminin 3 katına kadar su ile doldurur ve  avcı sanki büyük bir balık çektiğini zanneder.Genelde kıyıdan 50-100 metre açıklarda bulunur.Kıyıya çok yanaşmaz.sudan çıktığında kurbağa gibi vıraklamasından dolayı kurbağa balığı olarak adlandırılmış olmalıdır.

Kaynak :wikipedia

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Bölge hakkında bilgiler:

Tunç Çağı Batıkları

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi

Giriş bölümünde, M.Ö. XII. yüzyıl Gelidonya Burnu Batığı ile, M.Ö. XVI. yüzyıl Şeytan Deresi Batığı eserleri sergilenmektedir.

Bu bölümün sol tarafında, dünyanın ilk bilimsel sualtı kazısından çıkarılan eserler bulunmaktadır. Bu batık, bilim adamlarına sünger teknesi sahibi Kaptan Kemal Aras tarafından gösterilmiştir. Batığın kazısı 1960 yılında George F. Bass tarafından yapılmıştır. Bu, bir tüccara ait Suriye ticaret gemisidir. Batıktan çıkarılan buluntular, o dönemin ticaretini bize iyi bir şekilde anlatmıştır. Gemi, Kıbrıs'tan yüklediği bakır külçelerle birlikte Antalya-Finike-Gelidonya Burnu, Beş adalar mevkiinde batmıştır.

Kaptanın Seyir Defteri;

"...Suriye'den 13-14m. uzunluğundaki teknemle Doğu Akdeniz'e doğru sefere çıktık. Kıbrıs'a uğrayarak yaklaşık bir ton kadar madeni yük aldık. Öküzgönü şeklindeki külçeler, hasırlara sarılıp dikkatlice kümelendi. Tunç aletleri ve kırık parçaları sepetler içine koyduk. Bunların altına tekneyi korumak amacıyla çalılar ve dallar yerleştirdik.

Beş kişiden oluşan mürettebatın ileri gelenleri, geminin kıçında tek bir yağ kandiliyle aydınlatılan davlumbazda oturuyorlar. Güvertede birkaç saat sonra ulaşacağımız bir Yakın Doğu Limanında yapacağım ticarete hazırlanıyorum. Cebimde resmi işlerde kullandığım babamdan kalan silindir mühürüm var. Belki oğlum da bir gün bu mührü kullanacak. Diğer gemicilerim ise skarabe mühür taşıyorlar. Uzun süren bu yolculuklarda mürettebatım, boş zamanlarında aşık kemiği ile oyunlar oynuyorlar. Taş örsler ve topuzlar geminin bir köşesinde duruyor. Gemicilerimden bazıları, biley taşı ile satışa sunulacak aletleri bileyleyip, parlatıyorlar.

Anadolu kıyılarında, Gelidonya Burnuna doğru yol alıyoruz. Batı akıntıları ile rüzgara çok dikkat ediyor ve kıyıyı takip ederek seyrediyoruz. Birkaç saat sonra Phoenikus'tan (Finike) tatlı su alabileceğiz. Denizciler için çok tehlikeli olan Beşadalar yöresinden gitmek zorundayız. Karaya yakın iki ada arasından geçerken şiddetli akıntının etkisiyle gemicilerin topuk diye adlandırdıkları deniz yüzeyinde görülmeyen kayalığa çarptık, 26-28 m. derinliğe gömüldük."

Böylece, susuz ve tehlikeli bir yöre olan Gelidonya, bir gemiye daha mezar oldu. 3200 yıl önce hür teşebbüsün bir ticaret gemisi de Anadolu'ya ticari eşya taşırken battı.

Birinci salonun sağ tarafında görülen büyük küpler (pithos) ve amphoralar süngerci Cumhur İlik tarafından Sualtı Arkeoloji Enstitüsüne (INA) gösterilmiştir. 1975 yılında Prof. Dr. George F. Bass tarafından batığın kazısı yapılmıştır.

 

 

 

Sorularınız için lütfen mail gönderiniz.

 

Linkler:  

 

Ana Sayfa Aktiviteler Yaşam  Amaç  Ulaşım   FotoGaleri   Basında HavaSu  Ücretler   Yorumlar   English Page